EDEBİYAT




...

/ İçerik /

ANA DİLDE EĞİTİM..




2013-09-17 - Bodrum

Bu yaz mevsimini neredeyse hiç düşünsel yazı yazmadan, sadece kopya çekerek geçirdim. Önce Mustafa Kemal Atatürk’ün el yazması anıları, arkadan İki Ayyaş’ın maceraları derken, üzerinde tartışacak onca konuyu es geçip yakın tarihimize tanıklık eden iki büyük insanın yazdıklarıyla baş başa bıraktım sizi. Tam İki Ayyaş dizisinin üçüncüsü olan “İki Ayyaş’ın Kavgası”nı yazma uğraşısı içindeyken pas geçemeyeceğim konu çıkageldi karşıma: “Ana Dilde Eğitim” Bu garip kulunuzun sıkı bir “Türk Dili” meraklısı olduğunu biliyorsunuz sanırım. Bu konuda birçok yazı yazdım. Konuşma yaptım, fikir beyan ettim. Yanlış anlamayın, bu benim milliyetçi veya ulusalcı olduğumu, bağnaz Türkçe yandaşlığımı göstermez. Benim yaptığım, dünyada yaşayan diller içerisinde Türkçe’nin bir bilim ve kültür dili olarak hak ettiği düzeye ulaşabilmesi için katkıda bulunabilme çabasıdır. Malum, “Çözüm Süreci” içerisinden geçiyoruz. Bu süreçte bir taraf devamlı talep eder durumunda, diğer taraf ise elinden geldiğince cimri davranıp en azını kaptırma niyetinde. BDP milletvekili Ahmet Türk son olarak 8 maddelik bir talep listesi açıkladı. Kuşkusuz bu kendisinin değil KCK, İmralı ve Kandil’in de talepleri. Başbakan’ın bugünlerde açıklayacağı “Demokratikleşme Paketi” bu taleplerin kaçta kaçını karşılayabilecek, onu öğreneceğiz. Ama benim için bu talep listesinin ilk sırasında yer alan istek önemli: “Ana Dilde Eğitim” Yani, Kürt vatandaşlarımızın temsilcisi olduklarını iddia eden BDP’li politikacılar, Kandil dağı merkezli silahlı teröristler, İmralı’dan gidişata yön vermeye çalışan canı sıkkın önder ve federasyon/konfederasyon takipçisi KCK’nın en önde gelen dayatması ‘Kürtçe Eğitim’ in serbest bırakılması ve Kürtlerin ana dillerinde eğitim almaları. Yabancı dilde eğitim yapan tüm ilk, orta, lise ve üniversitelerin eğitim dilinin Türkçe olmasını ısrarla savunan biri olarak, peşinen kendi görüşümü beyan edeyim: Ben “Ana Dilde Eğitim”e külliyen karşıyım. Birçok dostum, sözü geçen entelektüeller, hatta bilim adamları, gazeteciler, köşe yazarları, özellikle demokratik hak ve özgürlüklerin sınırsızca genişletilmesini talep eden aydınlar da bana ve benim gibi düşünenlere karşı. Saygı duyarım. Ama tartışmaktan da geri durmam. Çünkü bana göre ‘Ana Dilde Eğitim” talebinin arkasında yatan gerçek amaç bağımsız bir devlet olmanın ilk adımını atabilmektir. Konuya öncelikle genel olarak bir bakalım, dilerseniz. Bir kere bizim gibi imparatorluk kalıntıları üzerine kurulmuş, yaratılmış bir devletin tek bir dili olamaz. O ülkede yaşayan azınlıkların, göç etmiş gelmiş yerleşmiş uluslara mensup insanların, sayısı 36 olduğu söylenen etnik gurupların kendilerine has dilleri vardır. Bu dilleri kullanmaları elbette engellenemez. Yıllar boyu sürecek planlı bir asimilasyonla onlara devletin dilini benimsetmek ve kendi ana dillerini unutturmak bırakın ulusal zenginliği baltalamayı, bu dillerin sahiplerine da hakarettir. Ama her ülkenin bir ‘RESMİ DİLİ’ vardır. Ve o dil o ülkede yaşayan kim olursa olsun herkes tarafından öğrenilmeli, bilinmeli ve kullanılmalıdır. O dil o ülkenin en önemli yapı taşıdır. Tüm ülke vatandaşları bu ortak dil üzerinden iletişim kurabilmeli, devlet vatandaşlarına o dille hitap edebilmeli ve onların kendisini anlayabildiğine emin olmalı, kim olursa olsun kişi ülkenin tüm kurumlarında o ülkenin resmi diliyle kendisini ifade edebilmelidir. Bu da temel eğitimin ana diliyle değil, ülkenin resmi diliyle verilmesinden geçer. Başka da yolu yoktur. Bu demek değildir ki Kürtler veya Lazlar, ya da Çerkezler kendi dillerini öğrenmesinler. Hayır, onların dillerini öğrenip geliştirmeleri için her olanak sağlanmalı ve devlet özellikle bunu teşvik etmelidir. Bu üniversitelerde kürsüler açmakla olabileceği gibi, seçmeli yabancı dil repertuarında ülkede konuşulan dillere öncelik vererek de yapılabilir. İşin bir de anayasal yanı var. Çok daha demokratik olduğunu savunduğumuz, halkoyu ile kabul edilmiş1961 Anayasası’nın ‘Genel Esaslar’ bölümünün ilgili maddesine bir bakalım: Madde 3: Türkiye Devleti, ülkesi ve milleti ile bölünmez bir bütündür. RESMİ dil Türkçe’dir. Başkent Ankara’dır. Şimdi de yine halkoyu ile kabul edilmiş ve sadece bu anayasaya mahsus anayasanın değiştirilemez(! bunu da anlamam ya, Kutsal Kitap mı bu?) maddeleri içerisinde yer alan maddeye bakalım: Madde 3: Türkiye Devleti, ülkesi ve milleti ile bölünmez bir bütündür. Dili Türkçe’dir. Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır. Millî marşı “İstiklal Marşı”dır. Başkenti Ankara’dır Dil konusunda pek fark görmeyebilirsiniz, ama çok ciddi bir fark var burada. 61 Anayasası’ndaki RESMİ sıfatı, ülkedeki diğer dilleri yok saymamakta, sadece resmi olarak Türkçenin kullanılmasını zorunlu kılmaktadır. Halbuki bir sonraki Anayasa “Dili Türkçe’dir” diyerek Türkçe dışındaki tüm dillerin önünü kesmekte, sanki Türkçe’den başka tüm diğer dillerin konuşulması, yazılması, öğrenilmesi yasakmış gibi algılanmaktadır. Keza 30 yıldır da böyle algılandı. Burada bir parantez açalım. Yeni anayasa çalışmalarının komisyon sürecinde bu madde üzerinde de anlaşmazlık çıktı. AKP 82 anayasasındaki RESMİ DİL’i benimserken, CHP ve MHP 82’nin DİLİ TÜRKÇE’dir ibaresini ısrarla savunuyor. BDP’nin talebini yazmayayım daha iyi. Bana göre bu madde şöyle olmalıdır: (Sadece dil konusunda) “Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi dili TÜRKÇE’dir. Devlet vatandaşlarının konuştuğu diğer dil ve lehçelerin öğrenilmesine yardım eder, destekler, kolaylaştırır ve bu amaçla düzenlemeler yapar.” Ortak dil bir devletin üniter yapısının en temel öğesidir. Dolayısı ile eğitim dilinin resmi dil olmasından asla vazgeçilemez. Bir Laz ile bir Kürt veya bir Türk kuşkusuz ana dileriyle anlaşamazlar, eğer herkes sadece kendi ana dilini biliyor ise. Ama tüm ülke tek bir dil etrafında bütünleşip, anlaşabilirler. O dil de o ülkenin RESMİ DİLİ’dir. Siz hiç 3 milyon Türk’ün (aralarında Kürtler ve Lazlar da var) yaşadığı Almanya’da Türkçe, Kürtçe veya Lazca bir eğitim kurumu gördünüz mü? Almanya’nın resmi dili Almancadır ve eğitim Almanca verilir. Tıpkı Fransa’da Brötanca, İngiltere’de Keltçe bir eğitim kurumu göremeyeceğiniz gibi. Bölündükten sonra tam 16 cumhuriyet ortaya çıkmış Rusya’nın Rusçası hala bu cumhuriyetlerde ortak dil olarak kullanılmaktadır. ABD’nin New York kentinde İrlanda’nın başkenti Dublin’den daha çok İrlandalı, İtalya’nın başkenti Roma’dan daha çok İtalyan ve İsrail’in başkenti Tel Aviv’den daha çok Yahudi yaşar, ama eğitim kurumlarının resmi dili Amerikan İngilizcesi’dir. Kısacası ‘Ana Dilde Eğitim’ talebi öyle köy isimlerini değiştirelim, vay Tunceli’nin ismi Dersim olsun, aman çocuklarımıza kendi dilimizden isimler koyalım gibi fantezi isteklere benzemez. Bu konu öyle 1 haftalık boykotlarla falan kabul ettirilemez. Unutmayınız, bir ülkeyi bölmek, batırmak istiyorsanız ilk önce dilini köreltin. Ondan sonra ne ortak kültür kalır, ne edebiyat ne de sanat. Bu ülkeye vatandaşlık bağlarıyla bağlı her kişi bu ülkenin resmi dilini öğrenmek zorundadır. Eğitim de bunun en somut aracıdır. Sonuçta ‘Ana Dilde Eğitim’i savunanlara söylenecek bir çift sözüm var: Ülkenin dil birliğini bozarsanız, ülkenin bütünlüğünü de bölersiniz. Ben Doğu Karadeniz kökenli ve İngilizce eğitim veren okuldan mezun bir Türk vatandaşıyım. Lazca eğitime karşı olduğum gibi İngilizce eğitime de karşıyım. Bu ülkenin bir ferdi olarak önce TÜRKÇEMİ bilirim, sonra istediğim dili öğrenirim. İşte bu kadar…

Yorumlar

YORUM YAP