EDEBİYAT




...

/ İçerik /

ANA DİLDE YARGI..




2013-02-01 - Bodrum

Bu yazıyı daha önce yazacaktım. Özellikle ‘Ana Dilde Savunma’ kanun tasarısının çıkarılma çalışmaları sırasında birkaç kez yazmaya giriştim, ama sonra ‘bekle’ dedi içimden bir ses. ‘Nasıl olsa benim düşüncelerimi göz önüne alarak kanunu düzenleyecek halleri yok milletvekillerinin, bırak bir son halini görelim, sonra yazarsın’ diye erteledim. Bugün (31.01.2013) Cumhurbaşkanı’nın onayı ve Resmi Gazete’de yayınlanmasıyla kanun yürürlüğe girmiş oldu. Artık bize de iki söz söyleme hakkı doğdu. Ne demek ‘Ana Dilde Savunma’? “Suç işlediği zannıyla hakim karşısına çıkartılan bir zanlının o ülkenin resmi dilini bilmemesi halinde kendi ana dili üzerinden savunma hakkı verilmesi” diye açıklayabiliriz. Bu tanıma hiç kimse karşı çıkamaz. Düşününüz lütfen, Bodrum’da tatilini geçiren bir İngiliz, ya da bir Alman Türkiye Cumhuriyeti yasalarına ters düşen ve yargılama gerektiren bir suça karıştı. Adam tutuklandı, Adliye’ye sevk edildi. Zanlı türkçe bilmiyor, onu yargılayacak hakim de ingilizce veya almanca bilmiyor. (Bilmek zorunda da değil) O halde ne yapılacak bu durumda? Yeminli bir çevirmen bulunacak, tekrar mahkemede yemin ettirilecek ve yabancının savunması alınacak. Bu iş bir alman veya ingiliz için ne denli doğal ise, türkçe bilmeyen bir kürt için de o denli doğaldır. Ama o kürt vatandaş türkçe bilip de illa ‘ben savunmamı ana dilim kürtçe ile yapmak istiyorum’ derse o işte bir yanlışlık var demektir. Yanlışlık ‘ANA DİL’ ile ‘RESMİ DİL’ arasındaki tanım farklılığından kaynaklanmaktadır. Her ülke (eğer bölünmüş özerk federasyonlardan oluşmamış ise) resmi bir dile sahiptir. Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi dili ‘TÜRKÇE’ dir. Bu dil başta eğitim olmak üzere devletin tüm kurumlarındaki yazışmalarda, vatandaşla ilişkilerde, haberleşmede, yargıda, kanunların yazılmasında, kararnamelerin çıkartılmasında tek dil olarak kullanılır. O ülkeyi oluşturan bütün vatandaşların o ülkenin ‘resmi dili’ni bilmek keyfiyeti yoktur. Almanya’ya çalışmaya giden bir Türk vatandaşının Almanya’da doğmuş torunu Türk vatandaşıdır, ancak türkçe bilmeyebilir. Keza hiç okula gitmemiş yaşlı bir Kürt vatandaşımız da hiç Türkçe bilmeyebilir. Onların Türkiye’de yargılanmaları doğal olarak kendi ana dillerinde yapılacaktır. Söyledikleri ‘türkçe’ ye çevrilecek, hakim de yargısını bu çevirilere dayanarak verecektir. Peki ne oldu da müthiş bir yaygara kopartılıp KCK davalarında başlayan ve sonra giderek yayılan, en sonunda da kanunun çıkmasına kadar varan ‘Ana Dilde Savunma’ talepleri bu boyutlara ulaştı. Hesap basit aslında, istenilen ‘Ana Dilde Savunma’ değil, ‘Ana Dilde Yargı’ talebidir. Ama şimdilik söylemekten kaçınılıyor. Tıpkı ‘Ana Dilde Eğitim’ gibi. Bakınız, bugün zaten var olan ‘Savunma Hakkı’nı yasal çerçeveye kavuşturmuş olanlar yarın kalkıp, bu iddianame türkçe yazılmış, biz anlamıyoruz, kürtçe hazırlansın’ derse ne olacak? Birileri ‘Beni savcının neyle suçladığını anlamıyorum, hem iddianame benim ana dilimde hazırlansın, hem de ben bunların kanuni karşılığını ana dilimde görmek istiyorum, o halde Kanunlar da benim ana dilimde hazırlansın’ derse, ne yapacaksınız o zaman? Bütün kanunları kürtçeye mi çevireceksiniz? ‘Bu avukatlar, bu savcı ve bu hakimler benim ana dilimde yaptığım savunmayı çevirmenler kanalıyla anlamakta zorluk çekiyorlar, en iyisi benim avukatım da, savcım da, hakimim de kürtçeyi ana dili gibi konuşan kürtler olmalıdır’ savıyla ortaya çıkacak birilerine sırf demokrat ve özgürlükçü bir ülkenin aydını olarak görünmek çabasıyla ‘Adamlar haklı yahu’ mu diyeceksiniz? Benim aklım ermez böyle uydurma kanunlara. Bu nedenle ‘Ana Dilde Savunma’ postunun arkasında başka şeyler ararım. Elbette savunma hakkına sonuna kadar sahip çıkarım, ancak Yargı dilinin türkçe yani bu ülkenin ‘RESMİ DİLİ’ olması koşuluyla. İsteyen çevirmen parasını kendi karşılar, isteyen devlete yükler, bunlar işin ayrıntılarıdır. Asıl olan o ülkenin resmi dilinin dışında başka hiçbir dilin yargıda kullanılmamasıdır. Bunun yolunu açmak isteyenlerin niyeti bellidir. Anayasa’da Türkçe’nin Resmi Dil olma tekelini kırmak, veya onunla birlikte Kürtçe’yi de resmi dil haline getirmek. Aynı çaba eğitimde de görülüyor. ‘Ana Dilde Eğitim’ isteğinin arkasında da aynı düşünce yatmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi dili Türkçe’dir. İsteyen istediği dili öğrenir ve dilediğince konuşur. İsterse şarkı, türkü de söyler, izleyeni varsa film ve dizi de yapar o dilde. Özel TV kanalı da açar, radyo yayını da yapar. Ama bu ülkenin eğitim ve yargı diline, yani o ülkenin en önemli üniter birliğine kimse dokunamaz. Mustafa Kemal Atatürk Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nu boşuna çıkartmadı. Yazıyı bitirmeden önce küçük bir hatırlatma yapmak isterim. Bir tarihte günümüz Türkiye başbakanı, günümüz Almanya başbakanından bir ricada bulundu: ‘Almanya’da Türkçe eğitim yapan okullar açmamıza izin veriniz.’ Alman ‘mevkidaşı’nın verdiği yanıt çok netti: ‘İsteyen türkçe öğrenebilir, ancak Almanya’nın resmi dili almancadır ve okullarında almanca eğitim verilir.’ Aynı duyarlıkta türkçeye sahip çıkabilecek türklere ihtiyacımız var!

Yorumlar

YORUM YAP