YAŞAM




...

/ İçerik /

BİR SELİM'E, BİR MAHMUT'A BİR DE TAYYİP'E BAK




2014-12-11 - Bodrum

Günümüzden ortalama 200 yıl öncesinde hüküm sürmüş iki Osmanlı hükümdarının Türkçeyi Arapça ve Farsça boyunduruğundan çıkartmak için yaptıkları ile günümüz Sultan’ının yapmak istedikleri arasındaki ironiyi gördükçe içim daralıyor. Bazen tarihe merakımı da Türkçeye düşkünlüğümü de sorgulamıyor değilim aslında. Ancak yapacak bir şey yok. İlk baştan başlayalım. Resmi tarihçilerin kendi istekleriyle gerçekleştiğini yazdıkları, ancak gerçeğin çok kanlı ve zorla olduğu Türklerin islamiyeti kabul süreci 10. yüzyılda başladı. Türk kültür ve dilinin tarihte bundan daha büyük bir zarar gördüğü başka bir dönüşüm yoktur. Coğrafyaları değişmiştir, savaşlara girişmişlerdir, sürgün edilmişlerdir ama kimlik, kültür ve dilleri hep sürmüş, değişim olmuş ise de hep olumlu yönde olmuştur. Aslında bu Fatih Sultan Mehmet’e kadar da böyledir. Fatih de Türk diline önem veren padişahlardan biriydi. Ancak Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman ile birlikte, hakimiyet alanı büyüdükçe ve Türkler İmparatorlukta azınlık haline düştükçe Türkçe üzerinde Arap/Fars etkileri artmış ve ortaya devşirme bir dil “Osmanlıca” çıkmıştır. Osmanlıca Osmanlı İmparatorluğu’nda konuşulan Türkçedir. Türkçeye de en büyük darbeyi kurdukları medreseler vurmuştur. Çünkü bu okullar Farsçayı edebiyat dili, Arapçayı ise din dili olarak benimsemiş, Türkçeyi aşağılamaktan, onu köreltmeye çalışmaktan başka bir işe yaramamışlardır. Medreselerin bağnaz din eğitimi ile yetişenlerden herhangi bir kamusal yarar sağlayamayacağını, ancak bu okulları kaldırmanın da mümkün olamayacağını anlayan Osmanlı, savaşlarda daha beter yenilmemek için alternatif okullar kurma yoluna gitti. Keza bunlar askeri okullar olacaktı. Osmanlıda ordunun dili her zaman Türkçe olduğu için, okulların dili de Osmanlıca değil Türkçe olacaktı. Sultan III.Mustafa ilk adımı attı ve “Mühendishane-i Bahri-i Hümayun, yani Deniz Harb Okulu’nu kurdu. Osmanlıda eğitim dilinin Türkçe olduğu ilk eğitim kurumu olan bu okul, 1773’te Macar kökenli olup Osmanlı hizmetine giren, iyi de Türkçe bilen Baron de Tott ve Cezayirli Hasan Efendi tarafından kuruldu. Okulda verilen matematik, gemi yapımı ve seyrüsefer derslerinde Türkçe karşılık bulamadıklarında İtalya ve Arapçadan devşirme kelimeler uydurdular, ancak sistem çalıştı. Üçüncü Selim, Deniz Harb Okulu’nu örnek alarak 1793’te Mühendishane-i Berri-i Hümayun’u, yani Kara Harb Okulu’nu kurdu. Avusturya’ya gönderdiği Ebubekir Ratip Efendi’nin hazırladığı 500 sayfalık raporunu dikkate alarak bu okulda öğrenimin Türkçe olacağına, Fransızca yabancı dilin öğrenilmesinin zorunlu olduğuna, bu dilin bir Fransız tarafından verilmesine karar verdi. Bu, Arapça ve Farsça dışında ilk kez bir dilin zorunlu ders olma niteliğini taşıyordu. Selim’in amacı burada öğrenilecek Fransızca ile Fransız kaynaklarının Türkçeye çevrilmesini sağlamaktı. Selim daha da ileri gitti ve askerlik ilim ve sanatı ile diğer tüm kitapları da Türkçeye çevirtti. Batılı ülkelerin büyük başkentlerinde ikamet elçilikleri kurdu, oraya gönderdiği elçilik memurlarına aşağıdaki şu ilginç emri verdi: “ Elçinin emrinde olan memurların tümü o tarafta (gittikleri şehirde) vakit öldürmeyip, Osmanlı Devletine hizmet için işe yarayacak dil, ilim ve bilgi öğrenmekle de görevli olduklarını dikkate alarak, gece gündüz çalışmaktan vazgeçmemelidirler.” (Paris Elçisi Muhip Efendi’ye verilen talimat, Başvekalet Devlet Arşivi) Selim III, aynı zamanda Türkçenin yalın, halkın anlayacağı bir şekilde kullanılmasını istedi. Kendisi de buna her zaman dikkat etti. İşte size Sadaret Kaymakamına yazdığı bir yazı: “Bu gece sabaha karşı Frenk gemicileri sandal ile türkü çağırarak saray önünden geçtiler ve birkaç defadır ediyorlar, Reis efendiye tenbih eyle, bilcümle elçilere ve Frenklere tenbih eylesün, bir dahi öyle edepsizlik etmesinler.” Osmanlının en devrimci padişahlarından birisi Selim III ise diğeri Mahmut II’dir. Hatta ikincisi birincisinden daha gözü karadır. Neden karadır, çünkü devletin başına bela olan Yeniçeri Ocağı’nı kaldırmış (Vaka-i Hayriye), medresenin örümcek kafalı mollalarını dinlemeyip modern okulların kurulmasına önayak olmuştur. Türk tarihinde ilk kez ilköğretimi zorunlu kılan Padişah 2. Mahmut’tur. Tıp okullarının kurulması, batı dillerinden Türkçeye kitapların çevrilmesinde görev alacak Devlet Tercüme Bürosu’nun oluşturulması, askeri liselerin yanında normal liselerin kurulması, ilk Resmi Gazete’nin yayınlanması, ülke dışına öğrenci gönderilmesi, Selim’in de ısrarla üstünde durduğu Türkçenin sadeleştirilmesi, Arapça ve Farsça boyunduruğundan çıkartılması, mümkün olduğunca kitap ve risalelerde Türkçe kullanılmasını sağlaması kayda değerdir. Latin alfabesine geçme Mahmut’un gündemindeydi, ancak ömrü yetmedi. Bu iş 100 yıl sonra M.Kemal Atatürk’e kaldı. Neden Fransızcayı öğrenim dili olarak kabul ettiğini sorgulayabilirsiniz. Haklısınız. İzin verirseniz II.Mahmut buna bizzat kendisi cevap versin: (1827 yılında kurduğu Askeri Tıp Okulu öğrencilerine yaptığı konuşmadan) “ Tıp ilmini tüm olarak dilimize (Türkçeye) alıp gerekli kitapları meydana getirmeye çalışıp gayret etmeliyiz. Sizlere Fransızca okutmaktan benim beklediğim, Fransızca dilini öğrettirmek değildir. Ancak Tıp ilmini öğrenip yavaş yavaş kendi dilimize almaktır. Ve ondan sonra memleketin her yanında Türkçe olarak yaymaktır.” Sultan II.Mahmut’un bu beklentisi 1870 yılında gerçekleşti ve tıp eğitimi tamamen Türkçe verilmeye başlandı. Gelelim günümüze… Bunlar ( Günümüz sultanı bize böyle hitap ediyor, ben de onlara böyle hitap etmeyi uygun buldum) Tanzimat dönemini sevmezler. Neden, çünkü Osmanlı’nın en çağdaş ve ilerici padişahları ülkeyi modernleştirmeye çalışmakta, Türk uyanışını desteklemektedirler. Bunlar Sultan II. Abdülhamit’i severler. Neden severler? Cevabını Sultan Abdülhamit versin: “ Arapça güzel lisandır, keşke eskiden resmi dil Arapça kabul olunsa idi. Hayrettin Paşa’nın sadrazamlığı zamanında, Arapçanın resmi dil olmasını ben teklif ettim. O zaman Sait Paşa başkatip idi, direndi. Sonra Türklük kalmaz dedi. O da boş laf idi. Neden kalmasın? Aksine Araplarla daha sıkıntı bağıntı olurdu” (Atıf, Hüsnü Defter II) Günümüzde Osmanlıcayı mezar taşı okumak için(!) liselerde zorunlu ders koymaya kalkışan, bunu bir tiran edasıyla, emir kipi kullanarak “ öğrenilecek” diyen Sultan Tayyip’e kapak olması için son alıntıyı Lastik Said’ten yapalım, konuyu kapatalım: Arabça isteyen Urban’a gitsin Acemce isteyen İran’a gitsin Frengiler Frengistan’a gitsin Ki biz Türküz bize Türkçe gerektir. Kaynakça: Bilim Kültür ve Eğitim Dili Olarak Türkçe, Türk Tarih Kurumu Yayınları XXIII.Dizi – Sa.1 Ankara – 1978 Ord.Prof. Enver Ziya Karal – Osmanlı Tarihinde Türk dili Sorunu (Tarih Açısından Bir Açıklama)

Yorumlar

YORUM YAP