YAŞAM




...

/ İçerik /

İKİ AYYAŞIN BÜYÜK TAARRUZ'U..




2013-08-29 - Bodrum

Ayyaş Kemal: “ 28 Temmuz 1922 günü öğleden sonra yaptırılan bir futbol maçını görmeleri ileri sürülerek ordu komutanları ve kimi kolordu komutanları Akşehir’e çağrıldı. 28/29 Temmuz gecesi komutanlarla genel olarak saldırı üzerine görüştüm. 30 Temmuz 1922 günü Genel Kurmay Başkanı (Fevzi Çakmak) ve Garp Cephesi Komutanı (İsmet) ile yeniden görüşerek saldırının nasıl yapılacağını ve ayrıntılarını saptadık… Ordunun hazırlıklarını tamamlamasını ve saldırının çabuklaştırılmasını emrettikten sonra Ankara’ya döndüm. Garp Cephesi Komutanı 6 Ağustos 1922’de ordularına gizli olarak saldırıya hazırlık emrini verdi.” Ayyaş İsmet: “Şimdi taarruz planını anlatacağım. Büyük taarruz planını Garp Cephesi Karargahı’nda biz tertip ettik. Erkanıharbiyeye bildirdik… Esas itibariyle tertip bizim tertibimizdir, yani cephenin tertibidir. Taarruzdan önce Türk ve Yunan kuvvetleri aşağı yukarı denk bir hale gelmişti. Cephe geniş. Bu cephenin her yerine taarruz ederek muvaffak olmak ve kati neticeyi almak mümkün değil. Böyle bir hareket mümkün değil. Halbuki ben bu defa muharebeyi bitirmek istiyorum. Bunun için düşmanın sağ kanadına büyük kuvvetler toplayarak bir meydan muharebesi ile düşmanı imha edeceğim. Plan bu.” Ayyaş Kemal: “Ben birkaç gün sonra yola çıktım. Gidişimi belirli birkaç kişiden başka bütün Ankara’dan gizledim. Benim Ankara’dan ayrılacağımı bilenler, burada imişim gibi davranacaklardı. Dahası, benim Çankaya’da çay şöleni verdiğimi de gazetelerle yayımlayacaklardı. Bunu elbette o zamanlar işitmişsinizdir. Trenle gitmedim. Bir gece otomobille Tuz Çölü (Gölü değil) üzerinden Konya’ya gittim. Konya’ya gidişimi orada hiç kimseye bildirmediğim gibi Konya’ya varır varmaz telgrafhaneyi gözaltına aldırarak Konya’da bulunduğumun da hiçbir yere bildirilmemesini sağladım.” Ayyaş İsmet: “Taarruzdan önce Başkumandan ve Fevzi Paşa cepheye geldiler. Bütün komutanlar toplandık ve taarruz planını gözden geçirdik. Yakup Şevket Paşa bana şifahen söylediği ve yazı ile bildirdiği itirazlarını tekrarladı. Diyordu ki: Bu tertibi yapanlar ileride çok mesul olurlar. Söktüremezsek her şey kaybolur gider. Bu tehlikeli plandan vazgeçelim’ Fakat ben netice alacağımıza güveniyordum… Münakaşalar devam ederken şöyle dedim: ‘ Beni dinleyin. Bizim arkamızda fabrikalar yok. Bir senedir uğraşıyoruz. Memleketin dört tarafından ne bulabilirsek getirdik. Büyük süvari kuvveti yaptım. Bir yerde düşmanı mağlup etmeye mecburuz. Ondan sonra nefes aldırmadan büyük süvari kuvveti ile taarruz edeceğiz ve sonuna kadar takip edeceğiz. İzmir’e gireceğiz, başka çaremiz yoktur.’ Ayyaş Kemal: 20 Ağustos 1922 günü öğleden sonra saat dörtte Batı Cephesi Karargahında, yani Akşehir’de bulunuyordum. Kısa bir görüşmeden sonra 26 Ağustos 1922 sabahı düşmana saldırmak için Cephe Komutanına (İsmet) emir verdim… 24 Ağustos 1922’de karargahımızı Akşehir’den saldırı cephesindeki Şuhut kasabasına getirdik. 25 Ağustos 1922 sabahı da Şuhut’tan savaşları yönettiğimiz Kocatepe’nin güney batısındaki çadırlı ordugaha gittik. 26 Ağustos sabahı Kocatepe’de bulunuyorduk. Sabah saat 5.30’da topçu ateşimizle taarruz başladı.” Ayyaş İsmet: “Şimdi cepheye dönelim. Garp Cephesi Karargahı Akşehir’deydi. Başkumandan (Atatürk), Erkanıharbiye Reisi (Fevzi Çakmak) ve ben beraberiz. 26 Ağustos taarruz günü olarak kararlaştırılmıştı. Biz taarruz başlamadan bir veya iki gün evvel Akşehir’den kalkmış cephenin gerisindeki Şuhut kasabasına gelmiştik. Bir gece orada yattık. Ertesi gün erkenden çıktık, Afyon’un karşısındaki muharebe meydanına geldik. O gece sabaha kadar uyuduk mu uyumadık mı bilmiyorum. Yalnız çok iyi hatırlıyorum, cephe kumandanı olarak, kıtaatın hepsinin yerlerinde hazır bulunup bulunmadığını sabaha kadar kim bilir kaç defa sordum. Müsterih oldum. En heyecanlı günümüz. Erkenden tıraş oldum. Şafakla beraber 26 Ağustos’ta muharebeye başladık. Muharebe çok mükemmel bir topçu ateşi ile başladı… Topçu ateşi Başkumandan Mustafa Kemal Paşa’nın çok hoşuna gitmişti. Bana topçunun iyi hazırlanmış olduğundan çok memnun kaldığını muharebe meydanında tekrar tekrar söylemiştir.” Ayyaş Kemal: “Baylar, 26 ve 27 Ağustos günlerinde, yani iki gün içinde, (Afyon) Karahisar’ın güneyinde 50 ve doğusunda 20-30 kilometre uzunluğunda bulunan müstahkem düşman cephelerini düşürdük. Yenilen düşman ordusunun büyük kuvvetlerini 30 Ağustos’a değin Aslıhanlar yöresinde çevirdik. 30 Ağustos’ta yaptığımız savaş sonunda (buna Başkomutan Savaşı adı verilmiştir) düşmanın ana kuvvetlerini yok ettik ve tutsak ettik. Düşman ordusu Başkomutanlığını yapan General Trikupis de tutsaklar arasındaydı.” Ayyaş İsmet: “Sabaha karşı, ertesi günkü muharebeler için kararlaştırdığımız cephe emrini verdim. 30 Ağustos’ta meydan muharebesi başladı. Bu günkü muharebede düşman kuvvetlerinin büyük kısmı tamamıyla imha edildi. Çevrilmiş olan düşman kuvvetlerinden döküntü halinde birtakım perakende kıtaat İzmir’e doğru yol boyunca kaçıyorlar. Başkumandan muharebeyi kazandık dedi. Ben, Başkumandan ve Fevzi Paşa zannediyorum Çalköyü civarında bir köyün avlusunda buluştuk. Bir kağnı arabasının üzerine ilişmiş olarak oturuyoruz. Elimizde haritalar. Başkumandan bana, ne yapacağız, ne düşünüyorsun, dedi. Ben, ‘istediğiniz esas muharebe vaziyeti hasıl oldu. Düşmanı takip edeceğiz. Nefes aldırmadan İzmir’e girmemiz lazım.’… Bunun üzerine Başkumandan ‘Peki ne yapacaksın’ diye sordu. Kuvvetlerimi hiç parçalamadan İzmir üzerine yürüyeceğim ve düşmanı takip edeceğim. Çünkü biz de yorgunuz. Böyle yapmazsak düşmanın ihtiyat kuvvetleri ile muhtelif yerlerde ufak tefek mukavemetleri ile karşılaşabilir, oyalanabiliriz. Zaman kaybederiz. İzmir’e varamayız… Benim teklifim, böyle biraz hesabı geniş ve tehlikeli gözüken bir teklif… Fevzi Paşa ise 1. ordu ile düşmanı İzmir istikametinde takip edelim, 2. ordu ile Eskişehir ve Bursa yönünde düşmanı temizleyelim fikrini savunuyor… Başkumandan her iki fikrin de kuvvetli yerlerini muhakeme ettikten sonra benim noktai nazarımın tatbik olunmasını emretti. Kağnı üzerinde oturup bunları konuştuk.” Ayyaş Kemal: Muhterem efendiler, Afyonkarahisar-Dumlupınar Meydan Savaşı ile ondan sonra düşman ordusunun bütünüyle yok eden ya da tutsak eden ve kılıç artıklarını Akdeniz’e, Marmara’ya döken harekatımızı açıklamak ve niteliklerini anlatmak için söz söylemeyi gerekli görmem. Her evresi ile düşünülmüş, hazırlanmış, yönetilmiş ve utkuyla sonuçlandırılmış olan bu harekat, Türk ordusunun Türk subaylarının ve komuta kurulunun yüksek güçlerini ve yiğitliklerini tarihe bir daha saptayan ulu bir yapıttır. Bu yapıt, Türk ulusunun özgürlük ve bağımsızlık düşüncesinin ölümsüz anıtıdır. Bu yapıtı yaratan bir ulusun çocuğu, bir ordunun Başkomutanı olduğum için sevincim ve mutluluğum sonsuzdur.” Varlıklarını, bu iki AYYAŞ’ın önderliğinde, dünyada eşi benzeri olmayan bir savaşın kahramanlarına, şehit ve gazilerine borçlu olan, ama o iki ayyaşın adlarını dahi anamayan, fırsat buldukça aşağılayan bugünün çocuklarının kimin çocuğu olduklarına dair en uygun sıfatı sizin bulacağınıza zerre kadar şüphem yoktur. Yoksa yanılıyor muyum, muhterem efendiler? Kaynakça: 1. Büyük Nutuk. Gazi Mustafa Kemal (ATATÜRK) 2.Cilt 1920-1927 Türk Tarih Kurumu Yayınları XXIII.Dizi Sayı 2a Türk Tarih Kurumu Basımevi Ankara – 1984 2. Hatıralar. İsmet İnönü (Yayına hazırlayan: Sabahattin Selek)1. Kitap Bilgi Yayınları Olgaç Basımevi Ekim 1985 Ankara

Yorumlar

  • sadas
    12.08.2017
    asdasdas

YORUM YAP