TARİH




...

/ İçerik /

OKTAY HOCAM'IN ARDINDAN..




2015-04-22 - Bodrum

Hiç hocam olmadı, aslında. Disiplinlerimiz farklıydı. Ben bir sosyal bilimler doktora öğrencisi, o ise bir kimya ve moleküler biyoloji dehasıydı. Benim aklım onun ihtisas alanlarıyla uğraşamayacak kadar kıt, onun aklı ise benim ihtisas alanlarımı silip süpürecek kadar genişti. Ben onun makaleleri ile bir bilim insanının nasıl olması gerektiğini öğrendim. Matematik, kimya, moleküler biyoloji, bunları öğrenebilirsiniz. Çözülemez mertebesindeki bir cebir problemini çözebilirsiniz, ya da müthiş bir kimya formülünü keşfedebilirsiniz. Bu size Nobel ödülü bile kazandırabilir. Ama toplumsal olayların karmaşık dünyasından tamamen kopuk yaşayıp sadece bilimsel dünyanın engin denizlerinde yüzmek sizi sosyal yaşamdan soyutlar ve dar bir alana sıkıştırır. Soluk almanızı sağlayacak tek liman gerçek dünyanın somut sorunları ile bire bir yüzleşmektir. O da bunu fazlası ile yaptı. Yabancı dilde eğitim veren bir üniversite mezunu olduğum halde Türkiye’de yabancı dilde eğitim veren tüm okulların Türkçe eğitime dönmesi gerektiğini savunduğum için yıllardır eleştirildim. Bunu ben O’ndan öğrendim. Bilmiyordum. Türkçenin bilim, sanat, kültür ve eğitim dili olarak serpilip gelişmesinin ancak Türk bilim dünyasında eğitimin Türkçe verilebilmesi ile mümkün olabileceğini O öğretti bana. Yazdıklarını okudukça kafam daha fazla bu konuyla ilgili çalışmaya başladı ve uzun yıllar boyu O’nun savunduklarını ben de savundum. Hala savunuyorum. Ben yabancı dilde eğitim veren bir üniversiteden mezun binlerce adamdan sadece biri olarak Türkçe’nin eğitim dili olmasını savunuyorum. Ama, bana bunun doğruluğuna inanmamı sağlayan adamım 1978 yılında Türk Tarih Kurumu Yayınlarından çıkan “Bilim Kültür ve Eğitim Dili Olarak Türkçe” kitabında yer alan kısa makalesindeki titrine bir bakalım: Prof. Dr. OKTAY SİNANOĞLU Yale Üniversitesi Profesörü - Amerikan Sanat ve Bilim Akademisi Üyesi Orta Doğu Teknik Üniversitesi Kuramsal Kimya Bölümü Kurucu Başkanı O tarihlerde onaltı yıldır profesör ve yaşının kırkdört olduğunu unutmayalım. Profesörü olduğu okul, üyesi olduğu akademi, kurucu başkanı olduğu üniversitenin bölümü dil olarak İngilizceyi benimsediği halde bakın O, makalesine nasıl başlıyor: “Son yıllarda Türkiye’de dış ülkelerde çok yadırganan yeni bir eğitim düzeni ortaya çıkmıştır… Kendi ulusal dili yerine, yabancı dille eğitim yapmak. Bu değişik düzenin, başka ülkeleri geride bırakacak nitelikte, dünya çapında ileri bir atılım mı, yoksa tarihte eşine az rastlanmış büyük bir aldatmaca eseri mi olduğunu incelemek zamanı gelmiş bulunuyor.” “Aldatmaca” olduğunu ispatlıyor Hocam. Önce “ Bilim uluslararasıdır. Uluslar arası bilim dili İngilizcedir. O halde İngilizce eğitim yapılmalıdır” savına karşı çıkıyor: “… Yaratıcılık kişinin, ulusun ve toplumun en derinliklerinden gelen bir güçtür. Bu gücün gelişmesindeki en önemli bir etken ise, kişiliğin ve kültürün derinliklerinden gelen serbest çağrışımı sağlayacak olan ana dildir… Bilimci, başka ülkelerle karşılıklı fikir alışverişi yapabilmek için birkaç yabancı dili o bilime yetecek kadar elbette bilmelidir. Ama öncelikle, yaratıcılığın temel aracı olan kendi dilinde düşünebilme yeteneğine sahip olmalıdır.” Hocam, “Kendi dilini kullanmak, geliştirmek istemeyi Şövenlik, İngilizceyle eğitimi insancıllık, ilericilik saymak” yanılgısı karşısında ise şöyle diyor: “ Şövenlik, kişisel, toplumsal ve ulusal bağımsızlık ve onuru korumak değil, şövenlik başka bir kültürü ezip yok etmeğe çalışmak, hele anlamadığı bir kültürü hor görmektir. Anglo-sakson dünyası bu anlamda şövendir. Asya’da, iki Amerika kıtasında birçok kültürleri ezmeğe, yok etmeye çalışmıştır. Türk Dilini yok etmeğe çalışanlar yaban şövenlerdir. Dünya kültürleri arasında Türk kültürünün de kendine yaraşır şekilde yaşamasını istemek, gerçek insancıllıktır. Biz Türk aydınları, Türk bilimcileri, insanlığa eşit haklarla eş onurla katılacağız. Eğitimimiz yabancı kültür ve amaçlara hizmet eden, yalnız taklitçiliğe ve uyduruculuğa yol açan bir eğitim düzeni olmayacaktır. Türk aydını, kendi eğitimine, kendi dil, kültür ve onuruna, kendi bağımsızlığına sahip çıkmasını bilecektir.” Türkçe gerçek bir savaşçısını yitirdi. Gazeteler ondan hep “Türk Aynştaynı” diye bahsettiler. Çok azı iki cümle de olsa Türkçeye olan sevdasından söz ettiler. Evet bilim adamı olarak bir dahi idi, ama Türkçe onun ardından öksüz kaldı. Ben ise, yaşamım elverdiği sürece O’nun yolundan gitmeyi, Türkçe’nin bilim dili olması için çaba harcamayı sürdüreceğim. İnanırım ki Oktay Sinanoğlu hocam da bu yazının böyle bitmesini isterdi. Ben de öyle bitireceğim: “ Milli his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olması milli hissin inkişafında başlıca müessirdir. Türk dili dillerin en zenginlerindendir; yeter ki bu dil şuurla işlensin. Ülkesini ve yüksek istiklalini korumasını bilen Türk milleti dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.” M.Kemal ATATÜRK

Yorumlar

YORUM YAP