TARİH




...

/ İçerik /

TARİH YAZMAK... KONGRE VE MARMARAY




2013-11-05 - Bodrum

Son zamanların en popüler deyişlerinden birisidir, “Tarih Yazmak”. Fiile yeni bir boyut kazandırıp, ona yeni bir işlev yüklemek moda oldu artık. Genellikle kısa sürede unutulmayacak başarılar(veya başarısızlıklar) için kullanılan bu deyim, bizim gibi tarih meraklılarına saçma gelse bile artık yaygın bir kullanım alanına sahip. Örneğin ben yaz boyu “tarih yazdım”. Ama benim yazdığım tarih ile “tarih yazmak” birbirinden çok farklı eylemler. Ben ‘2 ayyaş’ın el yazmalarını veya hatıralarını yazdım, ama esas tarihi Aziz Yıldırım ve R.Tayyip Erdoğan yazmışlar meğer. Hem de son bir hafta içerisinde. Bakalım nasıl bir tarih yazmış bu üstatlar: KONGRE: Türkiye’nin en büyük sivil toplum örgütü olduğu varsayılan (bence de öyle, hele son 3 Temmuz sürecinde) Fenerbahçe Spor Kulübü Derneği bir kongre gerçekleştirdi ve bazılarına göre sonucu açısından “tarih yazdı”. Kongrede, daha önce hapiste olan başkanı ile o sırada federasyon başkanı olan şahıs aday oldular başkan olmak için. O zamanlar hapiste olan kazandı. Bir kere bana göre gereksiz bir kongreydi bu tarih yazılan kongre. (Eğer yasal bir zorunluluk yok ise) Zaten yönetimin 2015’e kadar sürecek bir zamanı vardı. Ayrıca, tutuklu durumundaki başkanı hapisteyken yapılan kongrede tüm oyları silme almış ve o zaman bile güven tazelemişti. Şimdi de Yargıtay sürecinde sürüyor davası. Ne karar verilir bilemem. İnşallah dava yeniden görülmek üzere mahkemeye geri gönderilir ve biz de daha tozsuz, dumansız bir ortamda şike davası diye anılan – halbuki amacının farklı olduğu giderek daha net anlaşılan – bu davanın “özel” mahkemede yeniden görülmesini izleriz. Yanlış anlaşılmasın, bu kongrenin Aziz Yıldırım tarafından kazanılması beni memnun etmiştir. Çünkü bu sürecin bitişine kadar Aziz Başkan’ın görevde kalmasını hep destekledim. Çünkü istifa etmesi, çekilmesi karşıtları tarafından “kaçtı”, “zaten şike yapmıştı” diye suçlanacak,“işte bak şikeci kulübün şikeci başkanı” olarak hem Fenerbahçe, hem de kendisi bu yaftayı yıllar boyu taşıyacaktı. Bu kongre eğer tarih yazdıysa Başkan Yıldırım’ın yaptığı hatalarla tarih yazdı bence. Rakibi olan şahsa sorduğu “Fenerbahçe’nin şike yaptığına inanıyor musun” sorusuna, oy veren toplam kongre üyesinin yüzde yirmi beşi “inanmıyorum” diyemeyen başkan adayına oy vererek, aslında “evet” yanıtını vermiş oldu. Sonuçta, şikeyi Fenerbahçe tüzel kişiliği yapamayacağına göre bu sayıda üyenin Aziz Yıldırım ve ekibinin yaptığına inandığı ortaya çıktı oylamada. 3 Temmuz sürecinde zaten ak olduğuna inandığımız başkan ve ekibinin aklığını pekiştirmek için birilerinin kendisine kara demesine hiç de gerek yoktu. Bir not da kongre sonundan. O zamana kadar güler yüzlü, şakacı ve kendinden emin bir başkanın kazanınca sinirlerinin nasıl boşaldığının göstergesiydi söyledikleri. Hamdi Akın’ı tapelerde Trabzonspor – Ankaragücü maçında Trabzonspor’u kayırdığı yönünde eleştirdi Aziz Başkan. Halbuki, aynı tapelerle kendisi suçlandığında, onların düzmece olduğunu savunan Aziz Bey’in başkasını ayını düzmece kayıtlarla nasıl suçlayabildiğini anlayamadık bizler. Sonuçta gereksiz bir “tarih yazdık” kongrede… MARMARAY: Bu da R.Tayyip Erdoğan’ın “tarih yazdığı” proje. “Asrın Projesi” olarak lanse edilmiş, Cumhuriyet’in 90. yılı kutlamalarında açılışı yapılmış, bana göre emeği geçenlere teşekkür edilmesi gereken, ama hiç de öyle asrın falan projesi denilebilecek, abartılacak bir mühendislik harikası olmayan sıradan bir ulaştırma altyapı projesi. Şimdi, eğer bizim Marmaray “tarih yazılan – asrın projesi” ise Manş Tüneli” nedir, sorarım size. Keza Manş Tüneli bir önceki yüzyıl mühendisliği ile inşa edilmişti. Düşüncesi 1802’ye dayanır. (Bizim Marmaray 1860’lı yıllara, Sultan Adbülmecid’e dayanır.) Napolyon 1880’li yıllarda projeyi çok beğenir, tünel 1800 metre (1,8 km – Marmaray’ın deniz altı geçişinden daha fazla) kazıldıktan sonra İngiltere’nin güvenliği tehlikeye girecek diye durdurulur. Proje 1960 yılında tekrar gündeme gelir. İngiltere ve Fransa sahillerinden karşılıklı olarak her birinden 2,4 km tünel açıldıktan sonra, 70’li yıllarda bu kez pahalı bir proje gerekçesiyle durdurulur. Sonunda 1986’da yapımına tekrar başlanır ve Mayıs 1996’da, deniz altı uzunluğu 30,4 kilometre ( bizim asrın projesi 1,4 km) toplam uzunluğu 50,5 km (bizimkisi 14,5 km) olan Dover(İngiltere) ve Calais’yi (Fransa) birbirine bağlayan denizaltı tüp geçişi açılır. Peki, ortada Manş Tüneli varken biz nasıl Marmaray ile tarih yazdık diyebiliriz? Var mı böyle bir kandırmaca? Ya da “Asrın Projesi” nasıl denebilir Marmaray’a, anlamış değilim. Batırma tünelleri derseniz, o da var bizden önce, ABD’de, Hollanda’da ve Japonya’da. Ne Manş Tünellerini, ne de diğer teknolojik batırma tünelleri yapanlar “asrın projesi” olarak ortaya çıkmamışlar, “ tarih yazdık” diye böbürlenmemişlerdir. Bu arada, şunu da belirtmeliyim ki, başta bazı mimar dostlar ve diğer teknolojiden anladığını zannettiğim arkadaşlar sosyal medyada ‘Marmaray’a binmeyin’ yaygarası kopardılar. Binin, rahat rahat kullanın, güvenli olduğuna inanın. Hiçbir hükümet halkını deniz dibinde hayati tehlike oluşturacak bir riske atmaz. Ayrıca, işin bu hükümetten çok önce zaten projelendirildiğini ve rahmetli Ecevit’in proje için çok çaba harcadığı yazıldı, söylendi. Doğrudur. Hepsine teşekkür etmek gerekir. Ancak projeyi hayata geçiren esas işi yapandır. Bu da bu hükümettir. O’na da teşekkür etmek gerekir. Akkuyu ve Sinop Nükleer Santral projeleri 1979’da Planlama’da önümdeydi. Aradan neredeyse 35 yıl geçti tık yok. İlk projelerin 1956 yılında rahmetli Menderes hükümeti tarafından yapıldığını biliyorum. Neyse ki şimdi inşaatları için somut girişimler var. İhaleleri yapıldı. Atatürk Barajı ve GAP 1936 yılında tasarlandı. Ama 40 yıl sonra işe başlandı ve hala bitirilmesi için 20 yıl daha var. Demek ki başlamak ne denli övgüye değer ise bitirmek de saygıya değerdir. Yani kısaca Marmaray ile tarih falan yazmadık, düşünüleni, gerekeni, yaptık. Pardon, “tarih yazdık”. Bağışlayın beni, şimdi aklıma geldi. Haksızlık ettim. Marmaray sayesinde İstanbul’un bilinen en eski ayak izlerini, 8500 yıl öncesine ait 390 ayak izi bulduk, Bizans’ın en eski limanı “ Teodosyus Limanı” gün ışığına çıktı. 36 tane gemi kalıntısı sergileniyor şimdi istasyonlarda. Şapka çıkartıyorum. Meğer gerçekten “tarih yazmışız”. “Tarih Yazmak” konusunda CHP’yi de yazmak isterdim, ama yerim dar. Yine de kısacık bir söz etmeden geçemeyeceğim; Koskoca bir parti, 8,5 yıl önce kovduğu, başkanına hakaret etmiş bir şahsı, sırf doğru dürüst bir belediye başkan adayı bulamadığı, ya da yetiştiremediği için partiye tekrar kabul etti ya… Ben pes ettim. Tarih yazan tüm CHP’li dostlarımı tebrik ederim….

Yorumlar

YORUM YAP